Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg
Paylaş » Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını FaceBook'ta paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Twitter'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Google'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Delicious'ta paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Digg'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını MySpace'de paylaş
 

ASTROLOGLAR HARİTALARI NASIL YORUMLAR?

DARRELYN GUNZBURG

Çeviren Sevil Okumuş

Bu makale ilk defa Nicolas Campion ve Liz Greene'in editörlüğünü üstlendiği Astrologies: Plurality and Diversity, Lampeter: Sophia Centre Press, 2010 kitabında yayınlanmıştır.

Sophia Centre Press'e teşekkür ederiz.

Bu yazı izin alınarak çevrilmiştir ve hiç bir şekilde kopyalanamaz, tüm hakları saklıdır.

Darrelyn Gunzburg'un bu çalışmasının başta öğrencilerimiz ve Astroloji ile ilgilenenler için son derece aydınlatıcı ve yeni ufuklar açan bir çalışma olduğunu düşünüyoruz.

ÖZET: Bu makale, bir astrolojik doğum haritasından nasıl anlam çıkarıldığını, bu haritalarla çalışan  modern batı astrologlarıyla yapılan röportajlar ışığında incelemeye odaklanmıştır. Bazı astrolojik metinlerin yazarları, bir danışan için doğum haritası incelemenin ilahi, mistik, gizemli bir yanı olduğunu öne sürmektedir. Bir çok astrolog, harita yorumlamanın bir ritüel olduğunu düşünür. Bu makale, farklı bir yaklaşımla, yaratıcılık açısından bakarak, astrolojik bir doğum haritasını yorumlamanın dünyevi ve yaratıcı bir uğraş olduğunu öne sürmektedir.

Bir doğum haritasını yorumlamak, modern batı astrologlarının danışmanlık seanslarının temelini oluşturur. Bir doğum haritası, burçlardaki ve evlerdeki gezegenleri içerir ve her gezegen diğer gezegenlerle özgün ve tekrarlanmayan şekillerde geometrik bağlar oluşturma kapasitesine sahiptir. Cladius Ptolemy (Batlamyus) (ca.90-ca.168) doğum haritasının, her bir insanın “kaderi ve mizacı”yla ilgili olduğunu ve dolayısıyla kişilerin yaşam deneyimlerini yansıttığını söylemiştir:

Yıldızların, Güneş ve Ay’ın hareketlerinin tam olarak bilinmesiyle, olayların yer ve zamanının da bilindiğinden, o yer ve zamanda gerçekleşen  tüm astrolojik konfigürasyon da hakkıyla bilinebilir, ve böyle bir bilgi göksel cisimlerin doğalarının bilinmesiyle- nelerden oluştuklarının değil, sahip oldukları geçerli etkilerinin(..)- daha da geliştirilebilir. Öngörüm için tüm bu bileşenler bilindiğinde, doğanın ve kişinin yargısının, her bir insanın kaderine ve mizacına özgü bir tahmine yönelik olan bu içgörüye ulaşmaktan kişiyi alıkoyan bir şey yoktur.1


1 Ptolemy, Tetrabiblios, ed. J. M. Ashmand (Mokelumne Hill, CA: Health Research, 1969), p. 6.

Doğum haritalarını okurken, öğrencilerin ikilemi, bütüne anlam verebilmek için, astrolojiye bütünün parçalarını - gezegenin hangi burçta ve evde olduğu ve diğer gezegenlerle olan geometrik ilişkisini öğrenmenin basitçe yeterli olduğunu düşünerek yaklaşmalarından kaynaklanıyor. Bu ilk başta kaçınılmaz olarak, astrolojiyi öğretenlerce teşvik edildi, bütünü anlamlandırabilmek için, öğrenciler önce parçaları anlamalıdır. Derek ve Julia Parker, Rob Hand, Alan Oken ve Sue Tompkins gibi yazarların eserleri  bir doğum haritasından nasıl anlam çıkarılacağını anlamak için dikkatle incelendiğinde, bu yazarlar eserlerinde bir doğum haritasının nasıl okunacağını anlatırken temelde haritanın parçalarını - gezegenleri, burçları, evleri, burçlardaki gezegenleri, evlerdeki gezegenleri, açıları, anahtar kelimeleri ve diğer şeyleri-listeleyen bir metodolojiden bahsetmektedirler. Bu astrologlarla yapılan gayrı resmi tartışmalar, bir doğum haritasını yorumlamanın, sadece haritanın parçalarını okumak olmadığını bildiklerini yine de haritanın bütününün nasıl anlamlandırılacağı konusunu açıklamakta zorlandıklarını gösteriyor. Kilden çömlek yapmak ya da bir müzik parçasını çalmak gibi kazanılan becerilerin hepsindeki gibi, bir haritayı yorumlamak da öğrenilenleri tamamlamak için pratik yapmayı gerektiriyor, bu da kolayca yazıya dökülemeyen bir iş.

Peter R.Webster, 1990 da benzer bir konuyu inceledi, müzik öğreniminin karşıtı olarak müzik öğretimi. Webster, müzik öğretimi üzerine olan literatürün büyük bölümünün müziği yaratıcı bir şekilde öğretmeye odaklandığını farketti ve zihnin yaratıcı sonuçlar elde etmek için müzikal materyalle nasıl çalıştığını gözönünde bulundurarak,  yaratıcı düşünmeyi öğretmeye önem vermenin gerekliliğini savundu.2 Araştırmasında yaratıcı düşünmenin, hayal gücü ve gerçeklere dayalı düşünme arasında zaman içinde çeşitli aşamalarda gidip gelen  dinamik bir zihinsel süreç olduğu sonucuna vardı. Müzikal yetenekler ve dış koşullarla etkinleşen ve yaratıcısı için de yeni olan son müzikal ürünün ortaya çıkışıyla sonuçlanan bir süreç.3

Bu “yeni” olan alanın, astrologlarca bir haritanın okunmasında da deneyimlenen şey olduğu gözüküyor. Uygulama yapan astrologlarla konuşmalarda, çoğu bir danışan için harita okurken danışma esnasında en nihayetinde kelimelerle tarif edilemeyen ve açıklanamayan bir şey olduğunu söylüyor. Astrolojik metinler yazan, astroloji eğitmeni ve danışmanı, ve 1980 lerin başından beri de astrolojik danışmanlık veren ve astroloji eğitmenliği yapan Darby Costello ile 2007 temmuzunda yaptığım bir röportajda kendi harita yorumlama deneyimini şöyle ifade etmişti: “Karşımdaki kişi bana iç dünyasının anahtarını veriyor ben de onun iç dünyasına kendi bakış açımla bakarak ona “buna bak!” diyorum.”

2 Peter R. Webster, ‘Creativity as Creative Thinking’, Music
   Educators Journal 76, no. 9 (1990), p. 22.
3 Ibid., p. 28.

Bazı yazarlar, danışma sürecinde olup bitenleri tanımlamaya uğraştılar. Sue Tompkins, astrologun işinin, konulara daha geniş bir perspektiften bakmak, belki daha içsel, sihirli ve ruhsal bir perspektiften- bir rahip bir şaman ya da bir psikoterapist gibi- olduğunu yazıyor.4 Demetra George, “aklı aşanın var oluşu için alan” olarak tanımlıyor.5 Roy Willis ve Patrick Curry, bilinmeyenin eldeki konuyla iletişime geçtiği bir oluş olarak tanımlıyorlar. 6 Geoffrey Cornelius, ilahi olanla diyalog kurmak olarak tanımlıyor.7. Stephen Arroyo, her haritadaki sayısız sembol kombinasyonları karşısında rehberlik edebilmesi için, danışma esnasında danışmanın amacını gözden kaçırmamanın önemli olduğunu aksi takdirde haritanın gözlerinizin önünde dans edebileceğini gözlediğini söylüyor.8 Liz Greene, danışan için astrologun hizmetinin büyük kısmının haritanın görülen spesifik kombinasyonlarından öte, haritanın ve Tanrı’nın ya da tanrıların da haritanın paternleri yoluyla, kişinin olduğu kişi olmasını doğrulamak olduğu ayrımını yapıyor.9

Bu makale, yine de, bu tanımlanamayan alana, başka bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır- yaratıcılık bakış açısıyla.1955’te G.A.Kelly, kişisel kurgu psikolojisindeki çalışmalarında iki terim tanımlıyor: Serbest yorum (Birincil süreç düşünme ya da serbest düşünme ve Dar yorum (İkincil süreç düşünme)10. Bu ikisi arasında beceriyle geçişler yapabilmenin içgüdü gerektirdiğini ve böylece yaratıcılık döngüsü olarak adlandırdığı sürecin oluştuğunu ekliyor. Kelly için serbest yorum, sonuç beklentisi içinde olmamak anlamına geliyor. Bu serbest alanda, tıpkı bir rüyada nesnelerin mantık yitimi olmaksızın başka nesnelere dönüşebilmesi gibi sisteme yeni unsurlar girebilir. Böyle bir haldeyken, yargılar gecikmiştir ve bilinç ve bilinç sansürü ayrışır. İnsanlar sıkça bu alandaki durumlarını, kendilik algılarının değiştiği, zaman ve mekan algısının niteliğinin farklılaştığı, kendisi ve diğerleri, kendisi ve olay dünyası arasındaki ayrımın belirsizleştiği bir hal olarak tanımlıyorlar.

4 Sue Tompkins, A Contemporary Astrologer’s Handbook: An In-Depth Guide to Interpreting Your Horoscope (London: Flare Publications, 2006), p. 10.
5 Demetra George, Astrology and the Authentic Self (Lake Worth, FL:Ibis Press, 2009), p. 251.
6 Roy Willis and Patrick Curry, Astrology, Science and Culture: PullingDown the Moon (Oxford: Berg, 2004), p. 62.
7 Geoffrey Cornelius, The Moment of Astrology: Origins in Divination(London: Arkana Penguin Books, 1994), p. xix. See also, Willis and Curry, Astrology, Science and Culture, p. 23.
8 Stephen Arroyo, The Practice and Profession of Astrology: Rebuilding Our Lost Connections with the Cosmos (Reno, NV: CRCS Publications, 1984), p. 21.
9 Juliet Sharman-Burke and Liz Greene, The Astrologer, the Counsellor and the Priest (London: Centre for Psychological Astrology Press,1997), p. 177.

Rudolph ve Margaret Wittkower, 1963’te ressamların çalışmalarını incelerken, özgürleştiren sanatçıyı ayırt eden özelliklerden birinin içedönüş, iç gözlem için duyulan ihtiyaç olduğunu ve bunun da genellikle uzun aralar gerektirdiğini kaydettiler. Sanatçının el becerisinin bilinçli bir çabayla geliştirilebilirken, ilham yeteneğinin bu şekilde geliştirilemediğini yazdılar.11. Bu şekilde çalışmayı “ yaratıcı başıboşluk” olarak adlandırdılar ve Leonardo De Vinci ile aynı dönemde yaşamış olan Matteo Bandello (1485-1561)’nun Leonardo De Vinci’yi “Son Yemek” tablosunu resimlerken kaydettiği gözlemlerini de kanıt olarak sundular:

“Leonardo’nun bir alışkanlığı vardı,- onu bir çok kereler bu halde gördüm ve gözledim- sabah erkenden kalkar, tabloya giden iskeleye çıkar,- Son Yemek için bu yerden oldukça yüksek bir mesafeydi- ve orada fırçasını elinden bırakmadan şafaktan gün kararıncaya kadar öylece durur, yemeyi içmeyi unutur, tabloya bakar. Sonra iki, üç ya da dört gün boyunca tabloya elini sürmez, ama yine de kendi figürlerini düşünür, değerlendirir ve yargılardı.”12

Leonardo’nun kendisi şunu söylemiştir: “Büyük düşünürler, daha az çalışırken daha çok üretirler. Zihinleriyle fikir tohumları arar, o mükemmel fikirleri oluşturur, sonra da sadece bu fikirleri elleriyle ifade eder, portrelerler.”13 Bunun, bir sanatçının “Serbest Yorum”u olduğu savunulabilir.

Bunun, doğum haritaları yorumlayan astrologların deneyimlerini yansıtıp yansıtmadığını anlamak için, profesyonel astrologlar, astroloji konferanslarına katılan astrologlar, astroloji okullarında astroloji eğitimi alan astrologlar ve astroloji dergilerine abone olanlardan oluşan bir grupta  anket ve röportajlar yaptım. Sorularım, astrologun bir haritayı okumak için yaptığı hazırlıkları, haritayı okurkenki yaklaşımları ve astrologun çıkardığı sonuçları ve bir haritayı okurken neyi görmeyi amaçladıklarını kapsıyordu. Bugüne kadar 130 dan fazla yanıt aldım. Bu da bana konuyla ilgili genel bir anlayış kazandırdı.

Bununla birlikte,astrologları haritayı yorumlamaya hazırlık süreçlerini tanımlarken, danışma esnasında haritayı danışana okurken, haritayı nasıl yorumladıklarını, haritadan anlamları çıkarma deneyimini gözlemek, dinlemek ve izlemek ilgimi çekiyordu. Anketlerde yer alan bazı konuları seçerek, 2007-2010 yılları arasında tümü batı astrologları camiasında aktif olan astrologlarla 23 yarı yapılandırılmış röportaj gerçekleştirdim.

10 G. A. Kelly, The Psychology of Personal Constructs (New York: Norton, 1955). I am indebted to Australian acupuncturist Ysha De Donna who directed me in my thinking on ‘loose construing’.
11 Rudolf and Margaret Wittkower, Born under Saturn. The Character and Conduct of Artists: A Documented History from Antiquity to the French Revolution (New York: W. W. Norton, 1963), p. 59.
12Ibid.,p.60.
13 Ibid.

Demografikler arasında İngiltere, Hollanda,Güney Afrika, Türkiye ve Amerika bulunuyor. Görüşülen kişilerin tümü, kendilerini bir tür profesyonel astrolog, astrolojik danışman, astroloji eğitmeni, astrolojik metin yayıncısı, astrolojik metin çevirmeni,  astroloji yazılımı yaratıcısı, girişimciler, astrolojik yönetim danışmanı olarak tanımladılar. 23 röportajın içinde, 8 i erkek, 15 i kadın katılımcı, üçte bir ve üçte iki olarak bir oran oluşturdu.Tüm görüşülen kişilerden  üçü hariç tümü isimlerini çalışmamda kullanmamın sorun olmayacağını söyledi. İsimlerinin gizli kalmasını isteyen üç kişiden bir kişi,röportajın hiç kullanılmamasını istedi. Röportajlar ortalama bir saat uzunluğundaydı.

Görüştüğüm tüm astrologlar, yüzyüze, önceden belirlenmiş telefon görüşmeleriyle veya Skype aracılığıyla danışmanlık vermekteydiler. Danışanları için dökümantasyonu birleştirip, danışanın haritası ile ilk karşılaştıklarında tekniğe dayanan bir metod tanımladılar. Örneğin,” Haritayı element ve niteliklerine ayırır ve yöneticiliklerine bakarım, asaletli olanlar, zararlı olanlar, tümü. Sanırım Faculty 14 eğitimim bana bu şekilde sistematik yaklaşmayı öğretti.” veya “İlişkiler için bakıyorsam,  7.evin yöneticisi, Venüs ve Evlilik Noktası ve bu tür  belirli şeylere bakmamı hatırlatan bir liste olur. Ve bu gerçekten sadece maddelerden oluşan bir listedir.”; veya “ Progresyonlara bakarım, transitlere bakarım, gezegen dağılımına, haritaya bakarım” veya “ Bir seansa bazen element dengesizliği veya bazen çok vurgulanan bir gezegen hatta bazen de yükselen burcun kendisiyle, ve bu burçta bulunan gezegenle başlarım” ve bunun gibi.15 Böyleyken, astrologlar çalışmalarını hazırlayıp haritaya daha yakından bakmaya başladıklarında başka bir şey oldu.

Rob Hand, astrolojik metin yazarı ve çevirmeni, astrolojiyi pratik eden, yazan, çevirmenlik yapan ve 1972 den beri astroloji eğitmenliği yapan Amerikalı bu danışman astrolog, 2010 Nisan’ında kendisiyle röportaj yapıldığında bir haritaya verdiği ilk tepkiyi şöyle tanımladı: “İlk önce göze çarpan bir şekilde fırlayıp seni boğazından yakalayan bir şey olup olmadığına bakarım, köşelerde bir t-kare veya bir açıda önemli bir gezegen gibi bir şey.”

Haritaya verilen bu kinestetik tepki, bilginin duygularla, fiziksel bedenin tepkileriyle işlendiği ve aslen Richard Bandler ve John Grinder tarafından Neuro-Linguistic Programming 16 hakkındaki ufuk açan çalışmalarında tanımlanmış olan bu terim, Amerika’dan bir astroloji eğitmeni ve 1998’den beri  tam zamanlı profesyonel astrolog olan Linea Van Horn tarafından da 2010 Mart ayında yapılan röportajda dile getirildi:


14 The Faculty of Astrological Studies was founded in London in 1948 and offers training in astrological education.
15 See Glossary at the end of this paper for an explanation of astrological terms.
16 John Grinder and Richard Bandler, Frogs into Princes: Neuro Linguistic Programming (Moab, UT: Real People Press, 1979). See also Dorothy Young Brockopp, ‘What Is NLP?’ The American Journal of Nursing 83, no. 7 (1983): pp. 1012–13. ‘Kinaesthetic’ is defined by
Brockopp as one of ‘the three modalities that are most often used in this culture to access and process information … [thus] the kinesthetic person favors messages that reflect feelings or physical action’. See also Diane G. Arnold and Barbara Swaby,
‘Neurolinguistic Applications for the Remediation of Reading Problems’, The Reading Teacher 37, no. 9 (1984): p. 832. Arnold and Swaby applied this term to language. See also Sherrie Barr and Philip Lewin, ‘Learning Movement: Integrating Kinaesthetic Sense
with Cognitive Skills’, Journal of Aesthetic Education 28, no. 1 (1994):

“Görüntüler görmüyorum, sesler de duymuyorum, “Bu konu tamamen zihinsel” demek de kolay ama elbette öyle değil. Daha derinde çok önemli bir parça olan bir içsellik var..Gözükapalı bir etkileşim değil(gülüyor), demek istediğim haritanın paternlerini görüyorum, bir şey duymuyorum.”

Amerika’dan bir danışman,  astrolojik metinlerin de yazarı ve çevirmeni olan Dorian Gieseler Greenbaum da, Şubat 2010 daki röportajımızda haritaya kinestetik bir tepki verenlerdendi. “Hah! dediğin bir an gibi, orada otururken gördüğün şey neyse onu görüyorsun ve bir şekilde senden mi çıkıyor yoksa sana mı geliyor bilmiyorum ama bunun gibi bir şey” Haritaya başka bir yaklaşım da Şubat 2010’daki röportajımızda, Christeen Skinner’dan geldi, kendisi İngiltere’den bir finansal astrolog ve danışman, 1981’den beri pratik yapan, astroloji hakkında yazan ve astroloji eğitimi veren bir astrolog.
 
Christeen, müzik eğitimi almış, orkestralarda profesyonel olarak çalmış ve müzik eğitimi vermiş ve dolayısıyla haritaya da görsel-işitsel bir yolla yaklaşıyor.”Haritayı bir orkestra gibi görüyorum..[..] Ve kendimi de geçici bir orkestra şefi gibi.

Transitlerin neler olduğunu biliyorum, o zaman şu anda nasıl çalıyor? Klasik hareketine devam mı ediyor? Kişi diziler,gamlar belirliyor mu? Neredeler?”

İngiltere’den Babs Kirby, astrolojik metinlerin yazarı, astroloji eğitmeni ve bir psikoterapist 1985’ten beri pratik yapan, astroloji hakkında yazan ve eğitimler veren bir astrolog ,Nisan 2010’daki röportajımızda, haritayla ilk karşılaştığı anın kinestetik-duygusal bir deneyim  olduğunu söylüyor. “Ben haritaları hala elle çiziyorum.[..] Ve haritayı çizerken herşey yerine oturuyor.[..] Belli burçlarda ve evlerde açıları ve gezegenleri gördüğümde esas konunun ne olabileceğine dair bir his oluşuyor. Duygularımda da aynı şey oluşuyor olabilir.”

2010 yılının Nisan ayındaki röportajımızda, astrolojik metinlerin yazarı, astroloji eğitmeni ve 1980’den beri astrolojik danışmanlık veren, astroloji hakkında yazan ve eğitmenlik yapan Lindsay Radermacher’a göre haritayla ilk karşılaşma son derece dokunsal bir deneyim. “Hissettiğinizi (hissettiğinizi derken, kollarını kaldırarak parmaklarını açıyor) içinize doğru süzüyorsunuz yazarken”. Lindsay, haritaları basmak için bilgisayarı ve astrolojiyle alakalı teknik diğer bilgileri kullansa da, son derece kararlı bir şekilde kalem kağıt insanı olmayı sürdürdüğünü söyledi. “ Aslında kalem kağıtla çizerken,  yazarken, o insandan bir şey de senin içine giriyor yazmaya devam ederken.[..] Sadece çizerek, Venüs’ü veya Merkür’ü veya diğerlerini, o anda.” Ve ekliyor:” Çok önemli olan bir şeye, bir başlangıca kendinizi verme hissi oluşuyor--..Tabii, ilişkinin başlangıcı telefonun diğer ucundaki sesi duymak ama aslında ilişkinin başlamasıyla ilgili bir şey” Diğer taraftan, astrolojik metinlerin yazarı, yayıncısı, astroloji eğitmeni, Jung uzmanı ve 1975’ten beri astrolojiyi uygulayan , Hollanda’dan Karen Hamaker-Zondag, Mayıs 2010’daki röportajımızda tamamen görsel bir yanıt verdi: “Bu zor bir soru çünkü haritada bir çok şeye bakıyorum.[..] Elementlere bakıyorum, akslara bakıyorum, Yod lar, açı yapmayan gezegenler veya ikili çalışan şeyler var mı  diye bakıyorum. [..] O kadar çok şeye bakıyorsunuz ki, özellikle odaklandığım tek bir şey olmuyor.”
Buna kıyasla, 1980 lerden beri astrolojik danışmanlık yapan ve dünyanın önde gelen astrolojik yazılım sağlayıcılarından olan Amerika’dan bir danışman Madalyn Hillis-Dineen, Ocak 2010’daki röportajımızda, mesafeyi ve objektifliği korumaktan hoşlandığını, böylece danışanla görüşmeden önce çok fazla duyusal veriye maruz kalmadığını söyledi. ”Ekranla karşılıklı bir iletişim kuruyorum. Tümünü kağıt çıktıya alıp birşeylere bakmıyorum.[..]Çok derine inmeyi tercih etmiyorum çünkü yorumu danışmanlık seansından önce yapmış bitirmiş olmak istemiyorum.”

Bu yanıtların oluşturduğu kesitten, yorum öncesi hazırlık aşamasında olup bitenin; görüştüğüm astrologların, haritanın parçalarını hareket ettirdikleri, teknik veriyi biraraya getirdikleri ve sonrasında da tüm bunlara kendileri bir yapı oturtmak yerine, kendiliğinden bir paternin oluşmasını bekledikleri olduğu anlaşılıyor, ki bu da Kelly’nin tanımladığı “Serbest Yorum” un ta kendisi. Sonuç beklentisinin olmadığı ve yargıda bulunmanın geciktiği böyle bir durumda, haritanın yeni unsurlarının ortaya çıktığı görülüyor. Ve bunların ortaya çıkışı, aniden,hızlıca ve  güçlü bir temel algı yoluyla oluyor: işitsel, görsel veya kinestetik.
Rob Hand, Linea Van Horn, Dorian Gieseler Greenbaum, Babs Kirby ve Lindsay Radermacher, verilen ilk kinestetik tepkiyi çeşitli şekillerde tanımladılar, haritayı göze çarpan bir şekilde fırlayıp seni boğazından yakalayan parçaları olan bir varlık olarak tarif ettiler.Müzisyenlik eğitimi almış olan Christeen Skinner, haritayı bir müzisyenin bir orkestrayı gördüğü ve duyduğu gibi görüyor ve dolayısıyla haritanın müzikal işaretlerini dinliyordu.Karen Hamaker-Zondag ve Madalyn Hillis-Dineen haritayı gözlemci ve görsel bir yaklaşımla anladılar.

Görüşme yaptığım astrologlar arasında, yeni bir danışanla, danışma seansı başladığında,  seansa benzer şekilde başlama gibi ortak bir patern vardı. Çoğu kez, kendilerine danışan tarafından verilen doğum tarihini tekrarlama, seansın  neleri içermesi gerektiğini ve içeriş şeklini açıklama, işlenme biçimini ve süresini, zodyak kavramını biraz açıklayarak, astrolojinin sembolizmini kısaca özetlemeyi içeren bir ortak patern. Görüşme yaptığım astrologlar, doğum haritasının okunmasına bu şekilde geçiş yaptıklarını açıkladılar. Bu çerçevesi gevşekçe belirlenmiş format, Daniel Budd’ın “ tekrarlama ritüeli” 17olarak tanımladığı, bir temel hazırlayarak, astroloğun haritayı yorumlamaya doğru  adım atmasını sağlayan, dünyevi bir ritüel

17 Daniel Budd, ‘Been There, Done That: Virtual Vs. Ritual Repetition’, The Jung Page, Reflections on Psychology, Culture and Life (2006),  http://www.cgjungpage.org/index.php?option=com_content&task=view&id=782&Itemid=40



Bununla birlikte, Darby Costello gibi bazı astrologlar, danışma esnasındaki bir sonraki adımın mantıklı ve tutarlı bir şekilde nasıl açıklanabileceği konusunda zorlanıyor. “Güneşi geçtikten sonra, resimler sayfadan sıçramaya başlıyor, tam resim de değiller..bilemiyorum.Ne olduğunu gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim bir kez o noktaya ulaşıldığında, harita tanımlanabilen şeyleri harekete geçiriyor.” Uzun yıllar Amsterdam’da yaşamış olan, Yeni Zelandalı profesyonel kurumsal astrolog Faye Cossar, Nisan 2010’daki röportajımızda, bu fenomenolojik süreci tanımlamakta benzer şekilde zorlanıyor:

“ Farkettiğim şey, haritanın içine girmek biraz zaman alıyor, ve sonra “bölge”ye girdiğimde, açılıyorum. Haritada anladığını “bildiğin” bir yer, bir simya süreci var...Onların içindeki birşeyi bir şekilde değiştirdiğini biliyorsun.Ve, bunu nasıl bildiğin - duraklıyor..Bilmiyorum. (gülüyor) Anlatması çok zor.

Benzer şeyleri  Dorian Gieseler Greenbau da belirtiyor; “ Kesinlikle entellektüel, zihinsel değil. Çalışmanızda entellektüel, zihinsel bir temel olsa da, yoruma başladığınızda onu bırakmanız gerek aslında.”

Diğerleri süreci görsel bir seviyede tanımlayabildiler ve haritayı yorumlamayı bir metni okumaya benzettiler. Astroloji eğitmeni olan, astrolojik metinlerin yazarı, Güney Afrika’dan bir danışman olan ve son 20 yıldır astrolojiyi uygulayan ve eğitimini veren Rod Suskin, Ocak 2010’daki görüşmemizde şöyle ifade etti:” Haritada gezegenlerin sembolleri, […]  parlak renklerde basılmış gibi[…]  fiziksel odak noktalarıymışçasına, farklı bir renktelermiş gibi […] bir metin parçasına bakmak gibi.” Amerika’dan bir astroloji eğitmeni ve danışmanı, son 30 yıldır astrolojiyi uygulayan ve eğitimlerini veren Pam Ciampi, bu görüşle paralel yaklaştı: “ Birşey kesinlikle önplana çıkar. Bu bir açı olabilir, bir gezegen olabilir ve bir anda “ diiinnnngg!” ve “ Aman Tanrım bu Mars’a gerçekten konsantre olmalıyım” diye düşünüyorum veya bunun gibi. Çok görsel”
                                                  
Süreci temaları görmek olarak tanımlayan başkaları da var, Linea Van Horn gibi.”Temaların ortaya çıktığını görüyorum ya da komplekslerin, birbirine bağlı şeyler, aynı şeyi söyleyen şeyler” ya da konu başlığını görmek, Astrolojik metinlerin yazarı, astroloji eğitmeni ve Türkiye’den bir danışman olan Hakan Kırkoğlu “ Her danışma seansının ilk birkaç dakikasında, neden benimle olduklarını (danışanın) tanımlamaya çalışıyorum. […] Ve ondan sonra bir konu başlığı açıyorum veya danışanla konuşmaya başladığımızda harita açılıyor ve ondan sonra yol alabiliyorum.”

Bu tanımlamaların, bu makalede daha önce sözü edilen Webster’ın hayal gücü ile düşünmek ile gerçeklere dayalı düşünmek arasında bir akış yaratarak yeni bir dinamiğin ortaya çıkmasını sağlayan yaratıcı düşünme araştırmasını yansıttığı görülüyor.

Astrolojik metinlerin yazarı, çevirmeni ve 1990’ların sonlarından bu yana astrolojiyi uygulayan, yazan ve eğitimler veren Amerika’dan bir danışman Benjamin Dykes, 2010’un Mart ayında yaptığımız röportajda bu geçiş anını,- astrologların haritayı yorumlamaya geçişi sağladıklarını anladıkları an- bir aydınlanma anı ya da bir “ Hah!” anı , danışanın söylediği bir şeyle doğrulanan, astrologun bütün yoruma hazırlık çalışmasını bir bağlama oturtan ve onu haritanın belli alanlarını daha yakından incelemeye yönelten bir an.” O Venüsle danışanın gerçekten çok ilgili olduğunu anladıktan sonra  bir anda bütün teknikler ve haritadakiler birbiriyle ilişkileniyor. Ve yani o an aydınlanma anı.”

Sanatçıların nasıl düşündüklerini gözönünde bulundurmak, bu astrologların anlatmaya çalıştığı süreci anlamakta da kanıtlar sağlayabilir. Amy Ione’un 2000 yılındaki “ Paul Cézanne Hakkında bir Araştırma: Algı ve Bilinç çalışmalarında sanatçının rolü” isimli  çalışmasında, Robert Solso’nun manyetik rezonans görüntüleme (fMRI)18 kullanarak gerçekleştirdiği deneyler hakkında yorumlar içeriyor. Solso, çalışan bir sanatçı ile bir amatörü tüm bedenin bağlı olduğu bir fMRI not defterine bağlıyor. Her ikisine de resmetmeleri için yüzler veriliyor ve fMRI taramaları karşılaştırılıyor. Ione, testin sorunları olduğunu kabul ediyor. Öncelikle, bu test sadece iki kişi için yapılmış bir olay incelemesi, ikinci olarak da amatörün beyin aktivitesindeki değişim yüzün bilgisinin kişinin bireysel algısı tarafından işleniş şekli olabilir. Yine de, sonuçlar gösterdi ki amatör yüzü kopyalamaya çalışırken, sanatçı yüzün ötesini görüyordu. Ione’un çıkardığı sonuç şuydu:
                                                     
Herkes için görme süreci  retinanın yakaladığı ışığı taşıyan sinir sinyallerini alan beynin arkasındaki görme korteksinde gerçekleşiyor. Aynı zamanda artan kan dolaşımı, beyin aktivitesinde artışın kanıtı. Farklı beyinlerin taranmış kesitlerinin fotoğrafları sayesinde, bir yüz çizerken deneyde sanatçı olmayanların yalnızca beynin arka kısmını kullandıklarını, buna karşın Bay Ocean’ın (bir sanatçı) temelde beyninin ön kısmını kullandığı görülebiliyor...Bu bölüm, duyguların, önceki yüzlerin, resim deneyiminin, niyetlerin vb bulunduğu alan. Özünde deneydeki kontrol kişileri, yalnızca gördükleri şeyi kopyalamaya çalıştılar. Fakat sanatçı, her fotoğrafın soyut bir sunumunu yaratıyordu. O portreleri “düşünüyordu”.19

Yıllar süren çalışmaların, bu astrologlara “haritanın içinde düşünmeyi” öğrettiği savunulabilir, tıpkı sanatçının portreleri “düşündüğü” gibi. Rob Hand, bunu çok net bir gösterge olarak niteliyor. “Kabaca iki tür harita vardır. Gerçekten net bir göstergesi olan haritalar ve olmayanlar.Ben net bir gösterge olup olmadığına bakıyorum. Tekrarlayan bir patern var mı? Haritayı anlayabilmek için uğraşmanız gereken çok güçlü bir sembol var mı? “

18
Robert L. Solso, ‘Brain Activities in a Skilled Versus a Novice  Artist: An Fmri Study’, Leonardo 34, no. 1 (2001): pp. 31–34.
19  Amy Ione, ‘An Inquiry into Paul Cézanne: The Role of the Artist
in Studies of Perception and Consciousness’, Journal of Consciousness  Studies 7, no. 8–9 (2000): pp. 70–71.


Özetlersek, başlangıçtaki parçaların yer değiştirmesi, verinin toplanması ve hazırlık aşamasındayken bir paternin oluşmasını beklemekle ve danışanın bu astrologlarla aynı frekansa gelmesiyle başka bir faktör ortaya çıkıyor. Daha önce serbest ve kısıtlanmamış olan, bir forma ve çatıya kavuşuyor. Harita paternleri belirginleşiyor. Görüştüğüm astrologlar, tekniğe ve patern arayışına dayalı ve danışan ile birlikteyken değişebilen bir süreç tanımladılar.

Danışandan alınan optimum bir geribildirim anından sonra, Ben Dykes’ın “aydınlanma anı” olarak nitelediği, haritanın belirginleştiği ve danışanın aktif katılımı ve tepkileriyle haritada gördükleri paternlerin danışan için de anlamlı gelmesiyle astrolog daha sıkı bir şekilde yoruma devam edebiliyor.

Öyle görülüyor ki, haritayı yorumlamak için bu köprü bir kez kurulduğunda odaklanmış bir dikkate dayanan bir fenomen sahneye giriyor. 1990’da yazılmış “Optimum deneyimin psikolojisi” adlı ufuk açan eserinde psikolog Mihály Csíkszentmihályi’nın mutluluğu,  yaratıcılığı, insanın tatminini anlamaya  öncülük eden araştırması, onu kişinin dikkatinin ve ilgisinin kişiyi şekillendirdiğini ve karşılığında bunların kişi tarafından şekillendirildiğini anlamaya sevketmiştir:

Dikkat, bilinçte neyin görünüp neyin görünmeyeceğini belirler. ..ve diğer zihinsel aktivitenin - hatırlamak, düşünmek, hissetmek ve karar vermek- oluşturulması için gereklidir. Dikkat, onsuz hiçbir şeyin çalışmadığı bir enerji gibidir, işlerin yapılırken,çalışırken de harcanır. Biz kendimizi bu enerjiyi kullanma şeklimizle oluştururuz.  Anılar, düşünceler ve duygular hepsi bizim bu enerjiyi kullanma şeklimize göre  şekillenir. Ve bu bizim nasıl istersek öyle kullanmak için kontrolümüzde olan bir enerjidir, yani deneyimin kalitesini artırmakta en önemli araç dikkattir.20

Csíkszentmihály’nin hoşlanmanın olaybilimi konusundaki araştırmasında, dikkat önemli rol oynamıştır. Kendisi, hoşlanmayı aşağıdaki bir veya birkaç parçayı içerir şekilde tanımlamıştır.Eldeki görev her ne ise, açık,net amaçlar içerir. Bu, kişinin zamanına karşı çarpışan taleplerin olduğu, kişinin aksiyonlarının gerekliliğinin sorgulandığı ve bu eylemlerin gerekçelerinin kritik olarak değerlendirildiği günlük hayatın rutinlerine bir tezat oluşturuyordu ve tüm bunlar amacın dağılmasına neden oluyordu. Görüştüğüm astrologlara göre amaç, danışmanlık seansının kendisiydi.

20  Mihály Csíkszentmihályi,  Flow: The Psychology of Optimal  Experience (New York: Harper Perennial Modern Classics, 1990), p. 33

Göreve hemen geribildirimler geldi. Astrolojik metinlerin yazarı ve bir danışman astrolog olan ve Eylül 2007’de görüştüğüm  Garry Phillipson, şöyle tanımladı: “Sıklıkla farkettiğim bir şey var, kişiyle gerçekten bir bağ kuran alana ulaştığınızda budistlerin  pīti- zevk veren ilgi- dedikleri bir durum oluşuyor, biraz heyecanlandığınız, bir şeyin oluşmakta olduğunu hissettiğiniz bir durum. Neler olduğuna kendinizi kaptırıyor ve sadece nereye gittiğini görmek istiyorsunuz. Genellikle tüylerin ürpermesinin eşlik ettiği bir karıncalanma hissi. [..] Doğru olan şeyler söylemiş olabilirsiniz, ama karşınızdaki kişinin hayalgücü bunları yakalamamış olabilir ve birden! Ting! Bu oluyor ve siz planlayarak veya planlamadan ana damarı bulduğunuzu hissediyorsunuz. Şimdi konuşulması gereken bir şeyin üstündesiniz.”

Zorluklar ve yetenekler arasında bir denge vardı, kişi yeteneklerinin, görevin getirdiği fırsatlara uygun olduğu hissini taşıyordu.  Faye Cossar, bunu şu şekilde ifade etti: “ Çok uzun ve çok fazla hazırlık yapmamaya gayret ediyorum. Genellikle dinlerim ve haritada bulur ve sonra danışmanlığın gerçekten ne hakkında olduğunu görmeye çalışırım. Şimdi daha çok deneyimim olduğu için, bu konuda daha özgür hissediyorum.[..] Başlangıçta bunu yapmak beni dehşete düşürebilirdi.(gülüyor)

Eldeki göreve odaklanarak, kişi amaçların netliği ile sürekli geribildirim arasında kolayca gezinebiliyordu. k.  Christeen Skinner’ın gözlemine göre: “Gelen tepkiyi izlemeyi seviyorum. Bir insanın çiçek açtığını gerçekten görebiliyorsunuz, bu tek kelimeyle inanılmaz. Bu dünyadaki en iyi iş. Kim başka bir şey yapmak ister ki?”

Şimdiye yoğun bir odaklanma vardı, başarısızlık korkusu olmaksızın, kendilik bilincinin kayboluşu ve geriye sadece amacın netliğinin kalışı. Astrolojik metinlerin yazarı, astroloji eğitmeni ve İngiltere’den bir danışman astrolog Sue Tompkins, Nisan 2011’deki görüşmemizde şöyle diyor: “Konsantre bile olmuyorum ama kesinlikle kendimi unutmuş durumdayım. Ben yokum. Bu kişiyle oradayım”

Geçici de olsa şöyle de bir duygu vardı, kişinin daha büyük bir varlığın parçası olduğu hissi.  Madalyn  HillisDineen bu duyguyu şöyle tanımlıyor: “Gerçekten anladığımı ve öyle bağlanmış olduğumu hissediyorum ki [..] Şu durumdan çıkmış oluyorum - sanki kelimeleri bulmak için uğraşmak zorunda kalmak gibi yani şu anda seninleyim sonra herşeyin çok kolaylıkla, rahatça aktığı bir yere gidiyormuşum gibi.” Ve ekliyor; “ Sanki bir lütuf anı gibi. Ruhsal kişiler böyle bir andan sözederler, ya da herşeyle bir olduğunu hissetmek gibi. Danışanla bir hissediyorsunuz ama aynı zamanda sınırlarınız da olmak zorunda...[..] herşeyin akışta olduğunu, akıyor olduğunu hissediyorsunuz”

Paradoksal olarak, bu kendini unutuşla,  bu deneyim tamamlandıktan sonra kendilik hissinin çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkışı sözkonusu. Astroloji eğitmeni, astrolojik metinlerin yazarı ve amerikadan bir danışman astrolog olan ve 1977’den beri astrolojiyi pratik eden, eğitimini veren Jack Fertig, Mart 2010’daki görüşmemizde şu şekilde ifade etti:

“Canlandığımı ve yorulduğumu hissediyorum. Daha önce hiç sahneye çıktınız mı? Bir gösteriden sonra oluşan hem enerjik hem tükenmiş hissetmek hali gibi. [..] Gerçekten iyice tükendiğinizi hissediyorsunuz. Bazıları diğerlerinden daha iyi elbette, ama bazen kendimi derin bir nefes verip, Wow, bu hakikaten iyiydi! Gerçekten çok heyecanlıydı, çok eğlenceliydi, bu sanki..derken buluyorum. Bilirsiniz bazen bu sky-diving yapmak gibidir, bazen bir konuşma yapmak gibidir, bazense Bacchae’nin 2.perdesinin açılış monoloğunu yapmak gibidir. Uzaydan gelip, gerçek dünyaya geri döner tükenmiş ama mutlu ve verimli hissedersiniz, yani “Evet, burada iyi bir iş yaptım!” demek gibidir.

Zaman algısının da değişmesi sözkonusu.  Yaşanan saatlerin hepsi aynı uzunluktaymış gibi gelmiyor  Karen Hamaker-Zondag bunu örneklerle açıklıyor: “Saatin kaç olduğunu görüyorsunuz, ama bazen bunu anlamıyorsunuz, o kadar içine girmişsiniz ki bütün olayın. İçimde zamanı izleyen, saatin kaç olduğunun farkında bir yer var ama her zaman öne çıkmıyor”. Kendisine zamanın onun için nasıl geçtiğini sorduğumuzda, Darby Costello şöyle yanıtladı: “Çok güzel bir şekilde.
 
En güzel yerdeymişim gibi. Ne kadar ürkmüş ve eziyet çekiyor olursam olayım, bir kez oraya ulaştığımda artık başka hiçbirşey yok. Başka bir zamandayım gibi, tamamen dengede.[..Sonra] Zamanı yeniden farkediyorum, ne kadar muhteşem olursa olsun [Danışan]. Bobs Kirby’e zamanın kendisi için nasıl geçtiğini sorduğumda şöyle söyledi: “[Uzun bir duraksamadan sonra]..Evet, sanırım zaman oldukça hızlı geçiyor ve aynı zamanda çok uzun bir zaman geçmiş gibi hissediyorsunuz çünkü aslında çok kısa olan ama çok uzun bir zamanmış gibi gelen bir zaman diliminde çok büyük bir yakınlık ve yoğunluk yaşanıyor. “

Tüm bu parçaların birleşimi, derin bir haz hissine neden oluyor, bu öyle bir haz ki sadece böyle hissedebilmek için,  kişi çok büyük bir enerji harcamayı göze alabiliyor. Lindsay Radermacher, o anı şöyle açıklıyor: Çok bütünsel bir şey. Bir bütün olarak konuşuyor.[..] bazı ipuçları ve kafanızda bazı fikirler olabilir tüm bu küçük gösterinin nasıl çalıştığına dair ve sonra bir şey söylenir ve bu herşeyi değiştirir bilirsiniz (biraz gülüyor, duruyor)..Bunun gizemli bir şey olduğunu biliyorum, bu (duruyor) yaşayan canlı bir şey adeta. Bu yaşayan bir şey olması hissi, psikoterapist olarak çalışan ve terapi vermekle astrolojik danışmanlık vermeyi birbiriyle kıyaslayan Babs Kirby tarafından da dile getirildi. “ Psikoterapi sırasında şok bir süreç yaşanıyor ve bu şokun absorbe edilmesi, ben karşımdakinin kim olduğuna bir şekilde uyum sağlayana kadar devam ediyor ve bu çok yoğun ve konsantre bir şekilde yaşanıyor, astroloji seansında ise yalnızca tek bir şansınız var.” Bu sürecin inanılmaz derecede çabuk yaşanabildiğini ya da bazen hiç yaşanamadığını ama yaşandığında adeta “canlı, yaşayan bir şey” olarak hissedildiğini de ekliyor.

Csíkszentmihály,  bu derin odaklanma ve konuya dalma halini “akış” olarak adlandırdı. Bu terim ilk olarak, 1975 araştırma görüşmeleri sırasında insanların yaşadıkları deneyimleri bir su akıntısının kendilerini taşıması metaforu ile ifade ettiklerinde ortaya çıkmış. Csíkszentmihály’nin  akış veya bir şeyde kendini kaybetmekle kastı, bildiğimiz “kendini akışa bırakmak” deyiminden oldukça farklı. Doğrusu, Csíkszentmihály’nin kullandığı şekliyle “akış”kavramı, benliğin bütünleşmesine yardım eder, çünkü o derin konsantrasyon halindeyken, bilinç alışılmadık biçimde düzenli durumdadır. Düşünceler, niyetler, duygular ve bütün duyular tek bir amaca odaklanmıştır ve deneyimlenen şey bir çeşit uyumdur. Rob Hand, bunu şöyle açıklıyor:

Konferans verirken farklı biriyim, ve farklı bir şekilde harita yorumlarken de farklı biriyim. Gerçekten bir bilinç yükselmesi var. Tükenmişlik halinin olmayışının nedenlerinden biri de bu, çünkü gerçekten normal şartlar altındaki işleyişinizden farklı bir seviyede çalışıyorsunuz. Verdiğim bazı seminerlerde bildiğimi bilmediğim şeyleri söylediğim oldu. Ama yönlendiriyor değilim. Bu sadece deneyimin yoğunluğu altında çok daha net görüyorum. [..] Durumun yoğunluğu zihnin daha farklı çalışmasına enden oluyor.”

Bu akış bölümü tamamlandığında, katılımcılar nasıl hissettiklerini tanımlarken öncekinden “daha bir arada” hissettiklerini, sadece içsel olarak değil, diğer insanlarla da hatta genel olarak dünyayla da ilgili olarak böyle hissettiklerini söylemişler.
 
Linea Van Horn bundan şu şekilde söz ediyor:

“İyi ve tatmin edici birşey oldu [..] Haritaları yorumlarken, gerçekte...buluşursunuz ve siz.. bu tarif etmekte bile zorlandığım bir simya konusu gibi ve gerçekleştiğinde herkes daha iyi hissediyor olur herkes bununla zenginleşmiş ve canlanmıştır hiçkimse tükenmiş ya da bitkin hissetmiyordur. “

Dahası, bu “akış” deneyimi çaba sarfetmeden gerçekleşiyormuş gibi görünüyor olsa da, öyle olmaktan çok uzak. Csíkszentmihályi, bunu şöyle açıklıyor:

“Sıklıkla, ya ciddi anlamda fiziksel bir çaba gerektiriyor ya da çok disiplinli bir zihinsel faaliyet gerektiriyor [Sembollerle ifade edilen bilgiyi yönetebilme ve işleyebilme kapasitesi gibi] Bu, sergilenen beceri uygulamaya geçirilmeden gerçekleşmiyor. Konsantrasyondaki en ufak kopma, tamamını siliyor. Ve yine de, sürdüğü sürece, bilinç düzgün bir şekilde çalıştığı sürece, etki ardına etki adeta görünmeden geliyor.”21

Darby Costello’nun söylediği gibi:”Hazırlık kısmı oldukça hızlı ve görünürde plansız verahat fakat içeride çok ama çok odaklı.”

Csíkszentmihály ‘ye göre temel unsur, aktivitenin, kendi kendisinin sonu oluşuydu.İlk başta farklı nedenlerle ele alınmış bile olsa - örneğin bir iş pratiği olarak- aktivite kişileri tükettikçe kendi içinde ödüllendirici oluyor ve aktivitenin kendisi de ödüllendirici bir hale geliyor. “O noktada olmaktan hoşlanıyor musunuz?” sorusuna cevap sıklıkla “ Evet” oldu.

İngiltere ve Amerika’da yaşayan, 1990’ların başlarından beri astroloji pratiği olan bir astroloji girişimcisi Evelyn Roberts, Mart 2010’daki röportajımızda şöyle diyor: “ O öyle bir nokta ki, başka hiçbir yerde bulunmuyor. […] Ama bir harita yorumlamaya başladığımda, sanki başka bir şey kontrolü ele geçiriyor  [….] ve o nokta benim için çok keyifli.”

Csíkszentmihály, bu tür bir deneyimi, ototelik (autotelic-iki yunanca kelimeden türetilen bir kelime, auto; kendi,  telos; hedef amaç anlamında ) bir deneyim olarak adlandırır. Ototelik bir deneyimde, kişinin dikkati etkinliğin kendisindedir, etkinliğin sonuçlarında değildir. En eğlenceli aktivitelerin doğal olmadığına da işaret ediyor.Bu aktiviteler kişinin ilk başta harcamaya istekli olmadığı bir çaba gerektiriyor.Bununla birlikte, etkileşimle kişinin yetenekleriyle ilgili bir geribildirim oluştuğunda, kendi içinde ödüllendirici bir deneyime dönüşüyor. Bir deneyim, kendi içinde ödüllendirici olduğu zaman, hayat şimdiki zamanda doğrulanmış olur. Akış deneyiminin hayatı daha zengin, yoğun ve anlamlı kılma ve aynı zamanda kişinin komplikeliğini ve gücünü artırma potansiyeli vardır.

Öyleyse sonuç olarak, bir haritayı yorumlamak, her bir gezegensel algoritmayı okumaya indiregenemeyen bir deneyim. Bu, astrologların haritanın taşıdığı alternatif olasılıkları olarak nitelediklerini görmeyi içeriyor. Bir danışmanlık seansı esnasında bu olasılıkları somut bir hale getirmek, aynı zamanda danışanın bilgi vermesini ve  danışanın hayat tecrübesini de gerektiriyor.  Bu şekilde astrolog, danışanın gezegen sembollerini hayatında nasıl ifade ettiğini ve kurduğu bağlantıları değerlendirebilir. Astrolog, kişinin sayısız olasılıkları ne şekilde kullandığını anlamaya çalışır, yani danışanın hikayesi ve içinde bulunduğu şartlar önemlidir.


21  Ibid., p. 54.


Bununla birlikte, süreç danışanın gelişinden daha önce başlar. Seansa hazırlık aşamasında, çizimler yaparak, ilgili dökümanları biraraya getirirerek, görüştüğüm astrologların, veri toplama, haritanın olasılıklarına açık kalmalarını sağlayacak paternleri görme ile serbest yorum aşamasına geçtikleri görülüyor. Danışan ile seans başladığında, bilgileri tekrar ediyorlar bu da, astrologların haritayı yorumlama aşamasına geçişi için bir zemin hazırlayan dünyevi bir ritüel olmuş oluyor.
 
Oldukça kısa bir süre zarfında, danışanın bir geribildirimi olduğunda, danışma seansının fenomenolojik doğası değişiyor. Astrologlar bundan sonra, patern aramaya başlıyorlar, ki bu da kuralları, yol göstericileri olan konsantrasyon gerektiren, ani geribildirim alan, kişinin kendisini zamanın başka türlü geçtiği bir alanda bir kenara koymasına imkan tanıyor. Bu süreç, yansıma yoluyla bir kişisel gelişim hissi oluşturuyor ve çoğunlukla süreçten kaynaklı muazzam bir keyif duygusu yaşanıyor. Ototelik bir deneyim oluyor ve hayatı daha zengin, daha yoğun ve daha anlamlı kılan bir akış hissi yaratıyor.
 
Bu araştırmanın ortaya çıkarabileceği daha pek çok şey var ama bu görüşmelerden açıkça görülüyor ki günümüz batı astrologlarının bir haritadan anlam çıkarma şekli,  akışın takip ettiği, dar yoruma bağlı olarak serbest yorumun ototelik bir deneyim oluşturması  ile örtüşen yaratıcı kavramları yansıtıyor. Diğer astrologlar bu deneyimi gizemli ya da ilahi olarak tanımladılar. Yine de tıpkı bir sanatçının yaratıcılığın oluştuğu o özel alana ulaşması gibi, bu makale astrolojinin aynı zamanda yaratıcı bir eylem olarak da görüşebileceğini ve bir doğum haritasını yorumlamanın dünyevi, yaratıcı bir uğraş olduğunu savunuyor.

SÖZLÜK

Yükselen:  Ekliptiğin, >Güneş’in gökte izlediği yolun ufku doğuda kestiği nokta.
Zararlı: Zararlı konumdaki bir gezegen, yönettiği burcun karşısındaki burçta yer alan gezegendir. Haritada bu gezegenin bulunduğu hayat alanının fonksiyonunu düzgün şekilde yerine getirmemesini ifade eder.
Asalet: Bir gezegenin gücünü ve vaadettiklerini anlama metodu.
Elementler: 12 burç, elementlerine göre üç burçtan oluşan dört gruba ayrılabilir. Ateş, toprak, hava ve su. Aynı elementteki burçlar birbirleriyle benzer temel psikolojileri ve karakteristikleri paylaşır.
Evler: Ekliptiğin 12 alana bölünmesiyle oluşur.
7. evin Yöneticisi: 7.evin lordu diye de bilinir. 7. ev batı ufkunun üstündeki gökyüzünün, orada bulunan batmalarına 2 saat kalan gezegenlerin bulunduğu alandır.
Evlilik Noktası: Bir nokta, iki nokta arasındaki yayın üçüncü bir noktadan yansıtılmasıyla elde edilir. Evlilik noktası kadın-erkek ilişkilerine dair bir noktadır.
Progresyonlar (İlerletimler): İkincil ilerletimler olarak da bilinirler. Gezegenlerin bir günlük hareketlerinin bir yılı simgelediği tekniktir.
Burçlar: Zodyakın 12 eşit alana bölünmesiyle oluşur.
T-Kare: Bir haritada iki gezegenin birbirlerine 180 derece açı yaparken bir üçüncü gezegenin bu gezegenlere 90 derece açı yaptığı geometrik ilişkidir.
Transitler: Bir gezegen, yörüngesindeki hareketi sırasında doğum haritasındaki bir konuma geldiğinde veya bir konumla geometrik bir ilişki kurduğunda oluşan durum.


BİBLİYOĞRAFYA

Arroyo, Stephen. The Practice and Profession of Astrology: Rebuilding
Our Lost Connection with the Cosmos. Reno, NV: CRCS
Publications, 1984.
Arnold, Diane G., and Barbara Swaby. ‘Neurolinguistic
Applications for the Remediation of Reading Problems.’ The
Reading Teacher 37, no. 9 (1984): pp. 831–34.
Barr, Sherrie, and Philip Lewin. ‘Learning Movement: Integrating
Kinaesthetic Sense with Cognitive Skills.’ Journal of Aesthetic
Education 28, no. 1 (1994): pp. 83–94.
Brady Bernadette. Predictive Astrology: The Eagle and the Lark. York
Beach, ME: Samuel Weiser, 1992, 1998.
Brockopp, Dorothy Young. ‘What Is Nlp?’ The American Journal of
Nursing 83, no. 7 (1983): pp. 1012–14.
Budd, Daniel, ‘Been There, Done That: Virtual Vs. Ritual
Repetition’. The Jung Page, Reflections on Psychology Culture and
Life (2006),
http://www.cgjungpage.org/index.php?option=com_content&task=view&id=782&Itemid=40
Cornelius, Geoffrey. The Moment of Astrology: Origins in Divination.
London: Arkana Penguin Books, 1994.
Csíkszentmihályi, Mihály. Flow. New York: Harper Perennial
Modern Classics, 1990.
George, Demetra. Astrology and the Authentic Self. Lake Worth, FL:
Ibis Press, 2009.
Ione, Amy. ‘An Inquiry into Paul Cézanne: The Role of the Artist in
Studies of Perception and Consciousness’. Journal of
Consciousness Studies 7, no. 8–9 (2000): pp. 57–74.
Kelly, G. A. The Psychology of Personal Constructs. New York: Norton,
1955.
Ptolemy. Tetrabiblos. Ed. J. M. Ashmand. Mokelumne Hill, CA:
Health Research, 1969.
Sharman-Burke, Juliet and Liz Greene. The Astrologer, the Counsellor
and the Priest. London: Centre for Psychological Astrology Press,
1997.
Tompkins, Sue. A Contemporary Astrologer’s Handbook: An In-Depth
Guide to Interpreting Your Horoscope. London: Flare Publications,
2006.
Webster, Peter R. ‘Creativity as Creative Thinking’. Music Educators
Journal 76, no. 9 (1990): pp. 22–28.
Willis, Roy and Patrick Curry. Astrology, Science and Culture: Pulling
Down the Moon. Oxford: Berg, 2004.
Wittkower, Rudolf and Margaret. Born under Saturn. The Character
and Conduct of Artists: A Documented History from Antiquity to the
French Revolution. New York: W. W. Norton, 1963.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 
Paylaş » Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını FaceBook'ta paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Twitter'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Google'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Delicious'ta paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını Digg'de paylaş Astrologlar Haritaları Nasıl Yorumlar ? Darrelyn Gunzburg yazısını MySpace'de paylaş

2021`de Türkiye...
Mevlana:Astrolojik bir portre...
2013`te Türkiye...
Neptün Balık`ta...
2010`da Türkiye...
Kova`da üçlü kavuşum - Melanie...
Satürn-Uranüs Karşıtlığı- Mela...
Barack Obama...
Kollektif Gezegenler...
Çin`in gelecek devrimi...
 
Ekle
Çıkart
e-Posta adresinizi yazın
Copyright © 2003-2022 R.Hakan KIRKOĞLU Bucks - Digital Media Publishing Agency