Yazgı, Özgürlük ve Kehanet
 

Stoa Felsefesi, Yazgı, Özgürlük ve Kehanet

Derleyen R. Hakan Kırkoğlu




Stoa Felsefesi Roma İmparatorluğu zamanında Hristiyanlık öncesi en etkin felsefi düşünce akımıdır ve Hristiyanlığı da etkilemiştir. Bilge kişi olarak ünlenen Marcus Aurelius bir stoa düşünürüydü ve aynı zamanda batı tarihinde, filozof imparator olarak adlandırılmıştır. Romalıların Stoa felsefesi ile ilişkisi Yunan kültürüne ve entelektüel birikimine hayranlıklarından kaynaklanır. Stoa düşüncesinin kendisi de, hem Doğu (Suriye ve semitikler) hem de Batı düşüncesinin ortaya çıkardığı sofistike özellikler sergiler. Bu düşünce biçimi astrologlar için de büyük önem taşımaktadır. Astroloji, MÖ 2. yüzyılda Stoa felsefesi tarafından hızla kabul edilmiş ve önem bir yer kazanmıştır.

Stoa Yunanca, etrafı sütunlarla çevrili koridor anlamına gelmektedir ve bu düşünce ilk defa, Atina’da bir tapınakta Zeno’nun bu koridorlarda konuşmalar yapmasından doğduğu için Stoa Felsefesi olarak adlandırılmıştır. M.Ö. 336 yılında Citium’da (Kıbrıs’ta) doğan Zeno, Yunanlılarla ticaret yapan Suriyeli bir babanın oğluydu ve babasının da desteği ile Atina’ya gelmiş, Krates’ten dersler almaya başlamıştı. Kinik olan Krates, Antisthenes’in, Antisthenes ise Sokrates’in izleyicisiydi. Kinikler basit bir yaşamı savunmaktaydılar. Hatta bu yüzden üst başlarına önem vermezler, kirli elbiseler giyerler, zor yaşam koşullarını kabul ederlerdi. Bu tarz Hint fakirlerinin yaşamlarına benzetilebilir. Kinik sözcüğü Yunanca köpek anlamına gelir ve bu nedenle, bu tarz bir yaşam tarzı, pek çok kişi tarafından izlendiğinden çirkinlikle eş tutulmaktaydı. Zeno bu teoriyi benimsemekle birlikte, kendisi aynı biçimde bir hayat yaşamayı tercih etmemiş ve Atina’da diğer hocalarla da çalışmıştır.

Zeno’ya ve Stoa felsefesinin özüne bakılırsa, etikin (Ahlak) merkezi bir rolü olduğu görülür. Gerçek anlamda İyi ve Erdemli olmak, basit şeylerden çok daha başka ve yegane bir durumdur. Bir kişi ya erdemli (ahlaklı) ya da erdemsizdir. Orta derecesi yoktur. (Bu katı düşünüş tarzı daha ileriki dönemlerde bir parça yumuşatılmıştır) Erdemli olmak demek, mutlu olmak demektir. İyi olmak ahlak anlamda bir mükemmeliğe sahip olmakla, mutlak biçimde açıklanabilir. Bilge bir kişi ancak İyi olanı kabul edebilir. Normal yaşamda, iyi olarak adlandırılan pek çok şey aslında,ahlaki çerçeve ile doğrudan ilişkili olmayabilir. Zenginlik, sağlık, güzellik, zeka ve pek çok benzeri kimi zaman kötü şeyler için de kullanılabilir. Bununla birlikte, Erdem sahibi olmak çok farklıdır. Eğer birisi Erdem sahibi ise, bilgedir ve kötülüklerden uzak durur.


Kötü ahlaki açıdan eksik, kusurlu olandır. Günlük dilde pek çok şey kötü olarak adlandırılabilir ama aslında bu şeyler de ahlaki çerçeve ile ilişkisiz olabilirler. Çirkinlik, yoksulluk, kötü şöhret ve diğerleri de kişiyi aslında İyiye götürebilecek etkiler yaratabilirler.

Bununla birlikte, sadece gerçek anlamda İyi’yi bilmekte de yeterli değildir. Kişi aynı zamanda Uygun davranışta da bulunmalıdır. Doğru Eylem (uygun edim) ahlaki alanla ilgisiz şeyler arasında seçim yapabilmektedir. Bir kişi en kötü koşullar altında da mutlu olabileceği gibi (kinikler) mutluluk sadece yaşamdan, hayattan kaçınmakla garantilenemez.

Kişi eylemde bulunmalı, doğru eylemde bulunmalıdır. Bilgelik bize, sorumluluklardan kaçmanın da kötü şeyler yapmak gibi mutsuzluğun nedeni olduğunu gösterir. Bu durumda, kişi hayatın dışsal koşulları karşısında eylemde bulunmalı, karar vermeli ama bu kararını kendi içinde ne iyi ne de kötü kabul edilebilecek şeyler arasında yapmalıdır. Örneğin zengin olmak için çalışmakla, yoksulluğu kabul etmek arasındaki seçim gerçek anlamda ne iyi ne de kötü arasındaki bir seçimdir. Evlenmek ya da bekar kalmak arasındaki seçim yine böyle bir seçim olacaktır. Stoacılar, bunların hiç birisinin bir kişiyi mutlu yapamayacağını söylerler, bununla birlikte, kişinin doğasına uygun olarak, bilinçli bir biçimde seçeceği yol ve bu yöne doğru atılan doğru adımlar önemlidir. Kuşkusuz sağlık, zenginlik ve güzellik, hastalığa, fakirliğe ve çirkinliğe tercih edilirler ama gerçek anlamda Erdem geliştirebilmek bize göre  olan (göreli) değeri  geliştirmek ve bize göre olmayan şeyden kaçınmaktır.

Aynı zamanda, dışsal etkilerin hiçbir zaman mutluluğun kaynağı olmayacağını hatırlamak gerekir. Bu yüzden Erdemli olmak Tanrının planını da anlayış içinde karşılamayı gerektirir. Stoacılara göre, mutluluk dışsal olaylara karşı doğru zihinsel yaklaşımda bulunmakla ilişkilidir. Doğru girişim niyetine sahip olmak yeterlidir. Dışsal şartlar başarıyı engelleyebilir ama mutluluk içeriden gelir. Eğer bir kişi kendi Doğasına, hayattaki konumuna ve görevlerine uygun bir biçimde hareket eder ve seçimler yaparsa, mutluluğu başarabilir. Zira bu aynı zamanda Tanrının da planıdır. Bu anlamıyla, Doğa ve Tanrı eşdeğerdir ve Logos yani akıldır) Eğer kişi doğru biçimde düşünürse, onun planını (nedenini ve aklını) tanıyacaktır.

Bunu ancak kişi kendisi için yapabilir, bir başkası onun için yapamaz. Bu bakımdan Stoacılar kendine güvene, kendine yetinmeye büyük önem vermişlerdir. Kişinin mutluluğu ancak kendi eylemlerine ve sadece tek başına kendi düşüncelerine bağlıdır.

Tüm bu anlatılanlardan Stoa felsefesinin Yazgıya da yer verdiğini görürüz. Tanrı her yerdedir ve herşeyin düzeninde yer alır. Doğa ya da Tanrı bu bakış açısıyla akılcı ve yardımcıdır (benefik) Dolayısıyla, aklını kullanan kişi yazgısını tanrının planının bir parçası olarak kabul eder,bu planın kendisi için İyi olduğunun farkındadır. Bazı durumlarda, kişinin kendisi ile içinde bulunduğu grup arasında çelişki yaşandığında, kişi herkesin iyiliğini düşünmek durumundadır.

Seneca, Stoacı şair ve düşünür şöyle der:

Dilediğin yere götür beni, baba, yüksek gökyüzünün yöneticisi,
kuralla uyumlu kalmak nedir bilmez

Yazgı istekli olanı götürür, isteksizi de süründürür”

Yazgıyla savaş içinde olmak asil bir şey değildir. Bu cehalettir. Bilgelik her zaman ancak uygun olanı yaparak başarılabilir.

Yunanca Doğa anlamına gelen Physis büyüme süreci demektir. Doğa ve Tanrı iki temel ilkedir ve birbirleri içinde ayrılmaz biçimde dururlar, yer alırlar. Dünyanın da kaderi söz konusudur ve sonunda her şey ateşe geri dönecektir.(Conflagration) Evrendeki (kosmos) herşeyin kendi ait bir Doğası yani physisi vardır ve bu doğa kendisini olduğu gibi ifade edecek ve gösterecektir. Portakal ağacı tohumundan elma ağacı çıkmayacağı gibi. Bu insan için de aynıdır. Bu bağlamda Astroloji Stoa düşüncesi içinde önemli bir yer kazanır.

Bu aynı zamanda insan için de aynı biçimdedir. Kuşkusuz bu anlatım bizi yine kişinin kendi doğasını bilmesine ve buna uygun davranması ilkesine götürür. Astroloji bunun en etkin ifade ediliş tarzıdır. Zodyak, tanrının kendisini ifadesi, aklı, (logos) olarak görülür. Su ve hava elementlerinden sonra gelen toprak (Oğlak) ve Mars’ın Oğlak burcunda yücelmesi bu döngüsel olarak ateşi anlatır.

Peki eğer herşey baştan belirlenmişse, insan eylemlerinden nasıl sorumlu tutulabilir ? Bir Stoa düşünürü olan Chrysippus buna şöyle yanıt verir: Eğer birisi yokuşun başında duran silindiri iterse, silindir aşağı doğru yuvarlanacaktır. Fakat yuvarlanma sebebi sadece aşağı itilmesinden kaynaklanmaz. Bu izleyen nedendir (antecedent cause) Aslında düşmeyi belirleyici neden silindirin kendi şekil yapısı, silindirik olma durumudur. Aynı izleyen neden bir kübe uygulanmış olsaydı, yuvarlanma meydana gelmeyebilirdi. Kübün köşeli doğası buna izin vermeyecekti. Aynı şey insan için de geçerlidir. Dışsal nedenler veya dış nedenler değişik yönlerde harekete geçirici olsalar bile, reaksiyon kişinin kendi doğasına bağlıdır.

Kişinin ruhunun bireysel doğası nasıl ortaya çıkar ? Chrysippus’a göre, dışsal nedenler Yazgıyı tanımlayacak şekilde üzerimize abanırlar. Kuşkusuz bu dışsal nedenler kaçınılmaz olarak Dünyanın yazgısından kaynaklanırlar. Stoa   düşüncesindeki döngüsellik ve büyük yanma ilkesi (conflagation) günümüzdeki modern kozmolojiye doğrudan karşılık gelir : Evrenin döngüselliği, genişleyen ve daralan evren

Stoacılar Tanrının doğanın her yerine nüfuz etmiş olduğunu ve herşeyin bir plan ya da Logos tarafından kontrol edildiğini düşünmüşlerdir.  Akılcı olmayan aşırılıklardan uzak durmak, duygusal aşırılıklardan uzak durmak, hayatın doğal akılcılığına güven ve kişinin kendi  kendine yetebilme yönünde Doğru Eylemde bulunma istekliliği stoa düşünürünün temel dayanak noktalarıdır. Kuşkusuz bu değerler astroloğun pratik yaşamdaki uygulamalarında ve verdiği danışmanlık görevinde büyük yararlar sağlayacaktır.

Orhan Hançerilioğlu'nda Stoacılık tanımı (Osmanlıca Revakiyye, Fr. Stoicisme, Al. Stoizismus, İng. Stoicism, It. Stoicismo) Antikçağ Yunan felsefesinin kamutanrıcı ve özdekçi doğa öğretisi

Kaynaklar:
Bu yazı doğrudan Robert Zoller, Stoicism and Astrology makalesinden alınmıştır.
Ana kaynak F.H. Sandbach, The Stoics.
Jean Brun, Stoa Felsefesi, çeviren Medar Atıcı, İletişim
Robert Zoller, Fate, Free-will and Astrology
Bertrand Russel, The History of Western Philosophy
Orhan Hançerilioğlu, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi

 

 


2016`da Türkiye...
2015`te Türkiye...
Mevlana:Astrolojik bir portre...
2013`te Türkiye...
2012`de Türkiye...
Neptün Balık`ta...
2011`de Türkiye...
2010`da Türkiye...
Kova`da üçlü kavuşum - Melanie...
Satürn-Uranüs Karşıtlığı- Mela...
 
Ekle
Çıkart
e-Posta adresinizi yazın
Copyright © 2003-2020 R.Hakan KIRKOĞLU Bucks - Digital Media Publishing Agency